Sözlükte "tarih" ne demek?

1. Bir olayın gününü, ayını ve yılını bildiren söz ya da gün; bir konuyu geçmişi ve gelişimi içinde inceleyen anlatı.
2. Evrensel tarihin herhangi bir bölümünü ele alan anlatı; tarih dersi.

Cümle içinde kullanımı

Milletler tarihte fatihlerden fazla adillere bağlıdırlar.
- F. R. Atay
Tarihin bir tekerrür olduğu düsturunu da bu cümleler arasında görüyorum.
- H. C. Yalçın

Tarih kelimesinin ingilizcesi

n. date, history, annals
Köken: Arapça

Tarih nedir? (Felsefe)

Genel olarak, doğanın ve toplumun gelişme süreci. Daha dar bir anlamda çeşitliliği ve bütünlüğü içinde, insan faaliyetinin sonucu olarak gerçekleşen genel yasal düzenliliklere uygun toplumsal gelişme süreci. Tarih kavramı, ayrıca tarih bitimi anlamında kullanılır.

Tarih hakkındaki bilimsel teori, dolayısıyla tarih biliminin genel teorik ve yöntemsel dayanağı, tarihsel maddeciliktir.

Toplum tarihi, doğa tarihinden farklı olarak, insanlar tarafından yapılır; dünya, yüksek, ulu güçlerin, bir tanrısal yönetici gücün, ya da bir mutlak ide’ nin vücut buluş biçiminin bir ürünü değildir. Tarih, faaliyet içindeki insandan ayrı tutulup kendi başına ele alınamaz: «Tarih, hiç bir şey yapmaz. Bütün bunları yapan, sahip olan ve savaşım veren insan’ dır, gerçek, yaşayan insandır; insanları, kendi amaçlarını gerçekleştirmek için kullanan tarih değildir; o ve bunun sonucunda toplumsal ilişkilerinin artması ölçüsünde, insanlığın tarihi olan tarih doğar.»(Marks).

İnsanların maddi faaliyeti, toplumsal pratiği, hem üretim güçleri ve üretim ilişkileri tarafından, hem de bunlardan zorunlu olarak çıkan ve etki yapan yasal düzenliliklere uygun bağlanıldıklar tarafından belirlenmiştir. Bu nedenle insanlık tarihi, insanlar tarafından ortaya konduğu halde, yasal düzenliliklere uygun bir süreçtir.

Toplum, her zaman «tarihsel gelişmenin belli bir basamağındaki bir toplum, kendine özgü, değişik karakterli bir toplum olarak»(Marks), üretim güçleri ve üretim ilişkileriyle, toplumsal sınıflara ve katmanlara bölünmeleriyle ve üstyapının düşünce ve kurumlarıyla, belirli bir sosyo-ekonomik kuruluş olarak var olur. En genel ifadeyle dile getirecek olursak, insanlık tarihi, bir sosyo-ekonomik kuruluşun genel yasal düzenliliklere uygun olarak doğması, gelişmesi ve daha yüksek düzeydeki bir sosyo-ekonomik kuruluş tarafından ortadan kaldırılmasıdır. İnsanlığın tarihsel gelişmesinin, bölgesel ve zamansal farklar ne olursa olsun, —»ilkel toplumun, köleci toplum un feodalizmin kapitalizmin ve sosyalist toplum ve komünist toplum’ un zorunlu, genel yasal düzenliliklere uygun sırasını izlemiş olması ve izleyeceği olgusunda, dünya tarihinin bütünlüğü dile gelir. Bu bütünlük içindeki tarih süreci, biçim ve içerik bakımından, daima mevcut somut-tarihsel koşullarca belirlenen bir çeşitlilik gösterir. Tarihin genel yasal düzenliliklere uygun akışının bütünlüğü, «temel koşullar bakımından aynı olan ekonomik temelin, çok çeşitli ampirik durumların, doğa koşullarının, ırk ilişkilerinin, dıştan etki yapan tarihsel nedenlerin vb. nedeniyle, görünüşte sonsuz değişiklikler ve ayırımlar göstermesini engellemez.»(Marks).

İnsanlık tarihinin, sosyo-ekonomik kuruluşların birbirlerini genel yasal düzenliliklere uygun şekilde izlemiş olmalarıyla belirlenmiş olması, her halkın ille de her sosyo-ekonomik kuruluş aşamasını yaşamasının zorunlu olduğu anlamına gelmez. Birçok halk, daha köleci toplum aşamasında, daha doğrusu bu aşamayla birlikte batıp gitmişler, bazıları ilk kez feodalizm aşamasında ortaya çıkmışlar, gene bazıları, belirli koşullar nedeniyle, belirli sosyo-ekonomik kuruluş aşamalarını atlamışlardır. Günümüzde de bazı geri kalmış halkların sosyalizm yolunda birden fazla sosyo-ekonomik kuruluşu atlama olanağı dahi vardır.

Uzlaşmaz çelişkiler barındıran sınıflı sosyo-ekonomik kuruluşlarda, bu toplum yapısının zorunlu bir sonucu olan sınıf savaşımı, tarihin asıl itici gücüdür ve köhneleşmiş, çağını doldurmuş bir sosyo-ekonomik kuruluşun yerine yenisinin geçmesi, toplumsal devrim’ le olur; bu anlamda «devrimler tarihin lokomotifidirler» (Marks).

Kapitalizmin bağrında, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete, insanın insan tarafından sömürülmesine ve toplumların sınıflara bölünmüşlüğüne son verecek koşullar gelişip olgunlaştığı için, kapitalist toplum, uzlaşmaz çelişkiler barındıran sınıflı sosyo-ekonomik kuruluşların sonuncusudur.

Kapitalizmin ortaya çıkardığı dev üretim güçleri, kapitalist toplumsal ilişkilerle ve kapitalist toplumun tüm yapısıyla, gittikçe yoğunlaşan ve toplumun her yanını saran çatışmalara sürüklenirler; nihayet komünist sosyoekonomik kuruluşa geçmek zorunlu hale gelir. Bu tarihsel zorunluğun yerine getiricisi, tüm emekçilerle dayanışma kurarak, Marksçı-Leninci partinin öncülüğünde sosyalist devrimi gerçekleştiren ve politik iktidarını kurarak, bu yeni iktidar sayesinde komünist sosyo-ekonomik kuruluşun ilk aşaması olan sosyalist toplumu inşa eden —^ işçi sınıfı’ dır. Kapitalizmden sosyalizme dünya çapında geçiş hareketi, insanlık tarihinin içinde yaşadığımız döneminin belirgin özelliğidir; kapitalist sosyo-ekonomik kuruluş geride bırakılarak, komünist sosyo-ekonomik kuruluşa geçişle birlikte, «insan tohumunun tarih-öncesi dönemi de son bulmuş olur» (Marks).

Bundan sonra başlayan, insanlığın gerçek tarihinin belirgin özelliği, yoksulluktan, sömürüden ve baskıdan kurtulmuş insanların, kendi toplumsal gelişmelerini, bilgisi edinilmiş yasal düzenliliklere dayanıp, bilinçlide planlı olarak biçimlendirmelerinde dile gelir. Amaç, bireyin her yanıyla gelişmesi için daha iyi koşullar sağlayarak, insanın tüm yeteneklerinin, becerilerinin ve yetilerinin her bakımdan eğitilmesini ve işlemesini olanaklı kılarak, eşit ve özgür kişilerden kurulmuş bir topluluk içinde her bireyin eksiksiz yetiştirilmesidir. «Böylelikle, insan ilk kez, belli bir anlamda nihayet hayvanlar aleminden ayrılır, hayvansal yaşam koşullarından gerçek insani yaşam koşullarına geçer. İnsanları çevreleyen egemen olunur. Ancak bundan sonra, insanlar kendi tarihlerini tam bir bilinçle kendileri yapacak, ancak bundan sonra, onlar tarafından harekete geçirilen toplumsal nedenler, onların istedikleri sonuçları da, genellikle ve gitgide artan ölçüde ortaya koyacaklardır. Bu, insanların zorunluklar dünyasından, özgürlükler dünyasına sıçramasıdır.» (Engels)

Komünist sosyo-ekonomik kuruluşun gerçekleşmesi, insanlık tarihinin sona ermesi anlamına gelmez; Engels’ in de dediği gibi, toplumun bugünkü eksikliklerinden arındığı bir düzeyde bile, bilgi gibi tarih de son noktasını bulmuş olmaz. Komünist toplum, ilk kez «üretim güçlerinin özgür, engelsiz, ileriye dönük ve evrensel gelişmesini» (Marks), insanın ve onun yaratıcı faaliyetinin sınırsız gelişmesini sağlayacak koşullan yaratır.